TEŞEKKÜRLER CÜNEYT YÜKSEL
Selamlar sevgili okur. Normalde köşemin adı gereği köşeli, sert üsluplu yazılar yazarım ama bu kez lokum tadında bir yazı yazmak istedim.
30 Mart yerel seçimleri sürecinde henüz partiler adaylarını belirlememişken, aday adayı olan siyasetçilerle sürekli dirsek teması halindeydik. Sık sık görüşür, haberlerini yapar, seslerini duyurmalarında yardımcı olmaya çalışırdık. Daha o zaman, Ak Partide Süleymanpaşa Belediyesi adaylığı için yarışan onlarca isimden biri olan Cüneyt Yükselle tanışmıştım. Adaylar belirlenene kadar birkaç kez konuşma fırsatımız olmuştu. Eski Belediye Başkanı Ahmet Aygünler, yine eski başkanlardan Kadir Çebiler, Cavit Yazıcılar, Cengiz Becerirler, Özgür Yaverler, Soner Çizenler, Hakan Şıklar, Mürsel Özcanlar, Kemal Aybiler ve daha kimler kimler arasında genç ve enerjik bir yüz olarak aklımda yer etmişti. Ama o kadar.
Aradan 6 ay gibi bir zaman geçti ve Cüneyt Yüksel Ak Parti Süleymanpaşa İlçe Başkanı oldu. Haberi ilk duyduğumda tebessüm ettiğimi hatırlıyorum sevgili okur. Bendeki izlenimi olumlu olan bir ismin başarılı bir çizgide ilerlediğini görmek beni memnun etmişti. Ama o kadar. Çok üzerinde durmadım bunun da.
Geçtiğimiz Kurban Bayramı öncesi Ak Partinin İlçe Danışma Kurulu Toplantısı vardı ve ben de o toplantıya geç de olsa katılmıştım. Etrafıma baktım, benden başka basın mensubu yoktu. Cüneyt Yüksel kürsüde partililere sesleniyordu. Beni gördü ve bir baş selamı verdi. Cümlesini bitirdiğinde en arkada duran bana baktı ve şu cümleyi kurdu: Toplantımızın basına açık olan kısmı sona erdiğinden ve teşkilatımızın iç işlerini ilgilendiren konulara geçeceğimizden basında görevli arkadaşları salonun dışına davet ediyorum.
Buraya kadar her şey normaldi sevgili okur. Bir siyasi parti kendi öz eleştirisini basının önünde yapamazdı. Her hâlükârda kapalı kapılar ardında konuşulacak şeyler olabilirdi. Ben de salonu terk ederek dışarı çıktım.
Bu yazıyı yazmama ne Cüneyt Yükselin aday adaylığı sürecinde bende bıraktığı izlenim ne de ilçe başkanı olma başarısına memnun olmam sebep olmadı. Şimdi yazımın sebebine geliyorum. Toplantının ertesi günü öğleden sonra şahsi telefonum çaldı. Tanımadığım bir numaraydı. Açtım. Karşımda Cüneyt Yüksel vardı. Bahadır, dedi, dün akşam toplantı sırasında basından arkadaşları dışarı alalım derken seni kast etmemiştim. Tamamen tatsız bir tesadüf oldu. Toplantının basına açık kısmı sona ermişti ve sen o sırada geldin. Numaran bende olmadığı için de sabah arayamadım, ne olur kusura bakma.
Şaşırdım sevgili okur. Bir siyasi partinin başkanı, aslında tam da olması gerektiği gibi, basınla kurulması gerektiği gibi bir ilişki kuruyordu. Ortada yanlış anlamaya müsait bir durum varken bunu görmezden gelmiyor, gereği neyse gecikmeden yapıyordu. Böyle tavırlara Tekirdağ siyasetinde çok alışık olmadığımız için şaşırdım.
Ben telefonda ne kadar ısrarla ortada yanlış anlaşılacak bir durum olmadığını söylemeye çalışsam da Başkan Yüksel beni ikna etme çabasından vazgeçmedi. Bayram sonrası yanına uğradığımda yüz yüze teşekkür etmiştim kendisine ince düşüncesi ve davranışı için ama bir kez de köşemde teşekkür etmek isterim. Teşekkürler Cüneyt Yüksel.
Umarım, Tekirdağda Cüneyt Yüksel gibi siyasetçilerin sayısı artar.
İyilikler