DEPREM DEPREM DEPREM
Bugünlerde yine bir deprem modası aldı başını gidiyor sevgili okur. Birileri 3 ay, birileri 3 yıl içinde büyük İstanbul depremini beklediğini söylüyor.
En son 120 yıl önce deprem olmuş İstanbul´da. Kimileri de en az 250-300 yıl enerji boşalması olmaz minvalinde açıklamalar yapıyor. Kafalar karışık.
Ama daha kısık sesle de olsa, aslı tehlikenin Adalar fayında değil, Şarköy Mürefte açıklarında bulunan fayda olduğunu söyleyenler de var.
Argümanları şu: Şarköy´de en son 1766 yılında büyük bir deprem oldu. Buradaki enerji birikmesi daha fazla. En az 7 büyüklüğünde deprem olma riski yüksek. İstanbul´dan önce bu fay kırılabilir.
Ama 1912 yılında da 6 şiddetinden büyük bir deprem olduğu ve neredeyse Şarköy civarında yıkılmadık bina kalmadığı tarihin bize anlattığı bir gerçek.
Kafalar çok karışık.
Tabi üzerinde düşünen kafalar, sevgili okur. Ama çoğumuz Allah´ın takdirine teslim olup kumundan demirinden çalınan evlerde oturmaya devam ediyoruz, değil mi?
Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi´nin ilimizin deprem gerçeğini idrak edebilmesi için çalışmaları var. Yeterli mi? Hayır.
Süleymanpaşa Belediyesi kısa süre önce deprem parkı açtı. Yeterli mi? Kesinlikle hayır!
AFAD sık sık tatbikatlar yapıyor. Deprem TIR´larının biri geliyor, biri gidiyor. İnsanlara eğitimler veriliyor. Yeterli mi? Asla!
Okullarda çok önemli seminerler düzenleniyor. Belki çocuklarımız bizden çok daha hazırlıklı olacaklar depreme. Ama bu eğitimler, seminerler daha da ciddi şekilde devam ederse. Ve ancak beklenen deprem 15-20 yıl sonra olursa. Ki çocuklarımız okul hayatlarını bitirip gerçek hayatın içine karışmış olsunlar.
Peki, ne olacak o zaman? Ne yapmak gerek sevgili okur?
Ben de bu konunun uzmanı değilim ve ben de deprem gerçeğinden korkan ama yine de elinden geleni yapmayan o büyük kalabalıktanım.
Yapılması gereken şudur bana göre: Hepimiz depremde neler yapabileceğimiz konusunda eğitilmeye mecbur tutulmalıyız. Laf olsun diye değil, her bir vatandaş, bu gerçekle karşılaştığında ne yapması gerektiğini bilecek hale gelmeye gerekirse zorlanmalı. Araba kullanmak için nasıl ehliyet gerekiyorsa, bu şehirde yaşayabilmek için de deprem sertifikası sahibi olma zorunluluğu getirilmeli. Bu sertifikaya sahip olmayan cezalandırılmalı. Ev sahibi evini satamamalı, ev isteyen alamamalı.
İşin ciddiyetinin farkında değiliz. Fark ettirilmeye ihtiyacımız var. Ve bizi yönetenlerin, “vatandaş ilgisiz, ben ne yapayım” deme lüksü yok. En cahilimize, en aptalımıza dahi bu gerçeği anlatmakla yükümlüler. Sadece anlatmak da değil anladığımızdan emin olmak zorundalar.
Ve hepimiz anlamak zorundayız.
Bizi bekleyen daha büyük bir tehlike yok!
Ne ekonomik kriz, trafik canavarı, ne darbe, ne terör… Hiçbiri depremin hem maddi hem de manevi yıkıcılığına sahip değil. Ve hepsinden daha yakınımızda. Yarın bu depremin gerçekleşmeyeceğinin garantisini kim verebilir?
İşte sevgili okur. Uzmanından cahiline, hepimizin kafası karışık. Ve çözüm kesin, basit ve radikal olmak zorunda. Ki kaçınılmaz felaket geldiğinde en azından onu bekliyor olabilelim. Yoksa nice 17 Ağustoslar, 12 Kasımlar gibi bizim için de her yıl anma törenleri düzenlenir, ertesi gün unutulur gideriz.